Neden Dönüşüm?

Mutluluk bulaşıcıdır derler ya hani, mutsuzluk da bulaşır her yere. Önce bilincine, bedenine, eve, odana, eşyalarına. Üzerine yapışır, çıkmayan bir kıyafettir adeta. Bu sarmal; belli bir zamandan sonra bumeranga dönüşebilir. Sen atarsın, o geri gelir. Döngü; seni her seferinde yakalar ve sana ait olan yaşamı koluna takıp, sis bulutunun içinde süzülür gider. Artık hayatı sen değil de, başka bir güç yönetiyor gibi hissetmeye başlarsın. Zaman ve insan açısından göreceli de olsa, onunla beslenmeye başlaman çok olasıdır. Bu son nokta, kimileri için ömür boyu süren bir yaşam alışkanlığına dönüşür. Şöyle bir düşünün, her ne olursa olsun bir türlü yüzü gülmeyen, sürekli bardağın boş tarafını gören insanları. Olduğu zamanın gerçekliği dışında kalan; geçmişle sürekli hesaplaşan veya geleceğe dair olmayacak hayaller kuran. Bu iki evre de; geçmişe atılan demirlerden, anda kalamamaktan, keşke’lerden, pişmanlıklardan ve en önemlisi yaşamak istediğinin dışında bir hayata sahip olma düşüncesinden gelir.

İşte bu yüzden insanı bir türlü düzlüğe çıkarmayan karmaşa, sizi ele geçirmeden neler yapabiliriz bu konuda?

Tam da burada “dönüşüm”ün başlaması için büyük bir fırsat doğuyor. Sen bu şekilde yaratılmadın, bu durum da bir dönüşümün sonucu. Ve hiç kimse yaşamı suni diyebileceğimiz bir mutsuzlukla sonlandırmayı hak etmiyor. Suni diyorum çünkü artık inanca dönüştürdüğün bir algı sistemindesin. Yaratıcısı ise dış etkenlerden daha çok senden başkası değil. Hayatın devam etmesine, insanların şen kahkahalarla yollarına devam etmesine kızabilirsin. Halil Sezai’nin şarkısında dediği gibi “nereden bulur bu insanlar, ben mutsuzken gülünecek şeyleri”

Fakat bir sorunumuz var. Hareket gücünü engelleyen zihinsel boyut, seni ele geçirmiş durumda. İnsan nasıl olur da, mutsuzken hareket edebilir diyebilirsiniz. En büyük değişimlerin, yokluktan, kimi zaman dipte kalmışlığın gücünden doğduğunu gördüğümüz bir çok hayat hikayesi var. İnsanlar teslim olmak, inanmak için mutlaka bir şeyler bulurlar. “Ben inanmıyorum” sözü bile bir inançtır. Neyi seçtim? Neye inandım? Bunları bir düşünelim bakalım. Mutlu olmayı seçmek de tercihlerin arasında. Mutsuzsun. Neden? Dürüstçe bak aynaya. Kendi sorumluluğunu almaya başladığında dış etkenlerin gücü de, bedeninde hissettiğin ağırlık da yavaş yavaş terk edecek seni. Hani düşmek üzere olan uçağın içinden attığın ağırlıklar gibi düşün. Üstelik bu hayat bir şölen yeri olmadığına göre, mutsuzsan da bunun hakkını ver. Hep başkalarını suçlayarak geçmez bu ömür unutma! Mutsuzluğuna adil şekilde yaklaştığında, dönüşüm başlayacak. Çok basit olduğunu söylemiyorum. Sadece yapılabileceğini söylüyorum.

“Hangisine nasıl bir şifa bulup da, yola mutlu şekilde devam edeceğim? Biri bir ilaç verse, içsem ve her şey yoluna girse.”

İlacın yerini söylüyorum, kalbin…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.