Babam

Bir insanın yokluğu,
Boğazında derin bir yumru,
Yüreğinde kocaman bir yara,
Yaşamında asla doldurulamayacak bir boşluk yaratıyorsa,
Onun olmayışını,
7 dil de biliyor olsan tarif edemeyeceğini biliyorsan,
Başın sıkışsa, bir şey soracak olsan,
Kendine yalnızlığın tarifini yapıyorsan,
Hayat Temmuz sıcağına inat,
Kışa bulanmışsa,
Memleket meselelerin anlamı,
Yenen yemeklerin tadı,
Tv yarışmalarının heyecanı, gülüşmelerin, sevinçlerin anlamı yoksa,
Eve geç kalındığında edilen telefonlar susmuşsa,
Tüm bunlar eksik kalırken,
Tatlı atışmaların ve kimi zaman kızgınlıkları bile özlüyorsan,
Durumlardan ve duygulardan ziyade yarım kalmışlığın
Hayatın bütününe ettiği sirayetle yangına dönüyorsa,
Bütün renklerin parlaklığı griye çalıyorsa,
Güç bulmaya çalışıyorsan,
Ve bir dünya söz edebileceksen sayfalar dolusu,
Gitmiştir Baban..
 
25 Mayıs 2014’te çıktığımız Ankara yolculuğu, 20 Temmuz 2014’de Sakarya’da son buldu.
63 gün boyunca tıbbın elimizden aldığı umudu yeşertip, ağız dolusu tebessümlerle o hastane odasına girdik. Her şeyin iyi olacağına dair ikna etmeye çalıştık Baboşumuzu. Ne o bize yansıttı içindeki umutsuzluğu, ne de biz.Hepimiz biliyorduk da,diyemiyorduk.
Veda zamanı gelip çatmıştı…
Üniversitedeyken mektuplaşırdık… 20’li yaşların yoğun özgüveni ve iddiası vardı cümlelerimde.
Ben öğrendim artık büyüdüm yazmıştım bir keresinde.
Babam her zamanki nezaketi ve kelimeleri özenle seçişiyle bana şöyle bir yanıt vermişti;
“Yaşam uzun ve zorlu bir serüven bunu sakın unutma,
ben 70’ime merdiven dayadım ve hala öğreniyorum yavrum.”
Bu dünyadan göçüp giden bütün babalarımız için…
2015′

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.